<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İki Kalas Bir Heves</title>
	<atom:link href="http://ikikalasbirheves.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://ikikalasbirheves.com</link>
	<description>&#34;Hayat bir oyun, biz de küçük aktörler. Her oyun biter, aktörler de kaybolur gider...&#34;</description>
	<lastBuildDate>Wed, 25 Aug 2010 06:50:18 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.6</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>BAŞBAKANIMIZ BİZİM BU TOPRAĞIN İBİŞ’İ OLABİLSEYDİ</title>
		<link>http://ikikalasbirheves.com/2010/08/basbakanimiz-bizim-bu-topragin-ibisi-olabilseydi/</link>
		<comments>http://ikikalasbirheves.com/2010/08/basbakanimiz-bizim-bu-topragin-ibisi-olabilseydi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Aug 2010 06:48:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>HasanOzgan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ikikalasbirheves.com/?p=50</guid>
		<description><![CDATA[Nihat Genç


Tulûat tiyatrosu dediğimiz, doğaçlama, metin olmaksızın içten geldiği gibi (irticalen), zihninizde o an uyanan şeyleri dillendirerek oynanan oyundur. Bugünkü yaygın kullanımı ‘doğaçlama’dır. Tulûat teknik bir terimdir, her tiyatroda tulûat yapılabilir, hatta metne bağlı kalınmadığında ‘tulûat yapma’ derler. Sahneye çıkan bir ya da iki kişi önceden bir metin olmaksızın laf salatası dediğimiz laf yarışına girişir, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: left;"><strong>Nihat Genç</strong></div>
<div style="text-align: left;"><strong><br />
</strong></div>
<p>Tulûat tiyatrosu dediğimiz, doğaçlama, metin olmaksızın içten geldiği gibi (irticalen), zihninizde o an uyanan şeyleri dillendirerek oynanan oyundur. Bugünkü yaygın kullanımı ‘doğaçlama’dır. Tulûat teknik bir terimdir, her tiyatroda tulûat yapılabilir, hatta metne bağlı kalınmadığında ‘tulûat yapma’ derler. Sahneye çıkan bir ya da iki kişi önceden bir metin olmaksızın laf salatası dediğimiz laf yarışına girişir, ama en çok uygulanan tulûat yöntemi, metni olan bir oyun içinde usta sanatçılar gelişigüzel güya kendince replikleriyle oyuna katkıda (!) bulunur. Geleneksel oyunlarımızdan kabul edilir, ki, şimdi ben burada bu kabulu eleştiriyor, geleneksel oyunlarımızdan farz edilir iddiasında bulunacağım.</p>
<p><strong>KARAGÖZ</strong></p>
<p>Karagöz, malum, hayali bir perdede oynanır ve neredeyse sinema öncesi sinema kadar etkili ve yaygındır. TRT’deki çocuksu Karagöz oyunlarının gerçek Karagöz’le hiçbir ilişkisi yoktur, dili çok acımasızdır, argodan küfüre amansız özgürlükçü dili, batının basın hürriyetini hiç bilmediği yıllarda ağzının suyunu akıtmıştır. Dramatik yapısı diyalogları müziği her şeyiyle muhteşemdir, şu kadarını söyleyelim, bugün dahi bana mısın demeyen en özgürlükçü TV’ler gerçek bir Karagöz oyunu oynamaya çekinir.</p>
<p><strong>MEDDAH</strong></p>
<p>Bir başka geleneksel oyuncumuz Meddah’tır, Meddah hikaye anlatıcısı demek, günümüzde hiçbir örneği yoktur, Erol Günaydın büyük oyuncudur ama Meddah’lık denemesi basittir ve gerçek Meddah’lıkla hiç alakası yoktur. Meddahlar uzun hikayeler anlatır ve uzun kış geceleri bu hikayeler saatler sürer ve arkası yarın gibi dizi gibi kaldığı yerde bırakılıp yarın devam edilir. Elimizde bulunan gerçek beş-on meddah hikayesi edebi değer açısından eşsizdir ve Tanzimat sonrası roman ve hikayeciliğimizde bu denli yüksek eserler bulmanız zordur. Ulaşabilmeniz açısından bir kısa meddah hikayesi söyleyeyim, ünlü yazarımız Kemal Tahir’in ilk hikayeleri olan Göl İnsanları’nın sonunda Fermanlı Hoca hikayesi sizi şaşırtacaktır.</p>
<p><strong>ORTA OYUNU</strong></p>
<p>Bir diğer geleneksel oyunumuz meşhur Orta Oyunu’dur. Tam bir halk oyunu. Orta Oyunu, halkın sokağın ortasında oynanır. Karagöz gibi Orta Oyunu da halkımız tarafından çok sevilmiştir. Perde sahne yoktur, sokağın önüne diyelim Kapalıçarşı önüne bir paravan koyulur ve halk halka (daire) oluşturarak izler. Baş oyuncu meşhur Kavuklu’dur. Ama asıl önemlisi Orta Oyunu bir İstanbul Oyunu’dur. İstanbul’da yaşayan Ermeni, Arap, Yahudi, Çingene, Arnavut, Tatar, Çelebi, Laz, Kürt, Acem, Kastamonulu, Zeybek… aklınıza gelen her kültür şiveleriyle giysileriyle orta oyununda görülür. Birbirlerinin diliyle giyimleriyle dalga geçilir, eğlenilir ve bir nevi kültür çatışmalarının gazı Orta Oyunu’nda ‘<strong>eğlenilerek</strong>’ alınır.</p>
<p>İstanbul’un insan çeşitliliği Orta Oyunu’nun ana malzemesidir ve henüz New York, Londra, Paris kozmopolit ya da çok renkli olmadan, İstanbul gerçek bir insanlık sahnesiydi..</p>
<p>Bugün İstanbul’a göz kamaştırıcı, diyelim Paris’in Eyfel, Amerika’nın Özgürlük Heykeli gibi bir dev heykel dikilecekse, bu mutlaka Kavuklu’nun heykeli olmalı, çünkü, Kavuklu, İstanbul’dur.</p>
<p>Ancak Karagöz gibi çok küfürlü argo bir dili vardı ve batıya yönelen aydınlarımız Orta Oyunu’ndan utanmaya başladılar, şaşıracaksınız utananlar arasında Ziya Gökalp, Namık Kemaller vardı..</p>
<p>Çünkü batıdan çok güçlü Molliere’in, Şekspir’in eserleri geliyordu.. Sahnemiz değişiyor, karakterlerimiz değişiyor, diyaloglarımız değişiyordu..</p>
<p><strong>TULÛAT TİYATROSU</strong></p>
<p>Geleneksel oyunumuzdur diye iddia edilen bir de Tulûat Tiyatromuz vardı, ama neydi bu tiyatro?</p>
<p>Orta Oyunu, Meddahlık ya da Karagöz’ün asırlardır sürüp gelen geleneği vardı, ama Tulûat Tanzimat çıkışlıdır, yani, doğulu olmaktan utanmaya başlayıp yüzümüzü batıya çevirdiğimiz yüzelli yıl önce, yani çöküş döneminde ortaya çıkmıştır. Halk diliyle söylersek arada derede kaldığımız bir devrin ürünüdür. Ve unutmayın tüm tarihinde dışarıdan gelen hiçbir şeyi oynamaya yaşamaya alışmamış bir halk ilk defa dışarıdan yazılan oyunların oyuncusu sahneleyicisi oluyordu..</p>
<p>Bence ülkemizin Anayasa, Ergenekon vs. tartışmalarını zınk diye durdurup hep birlikte incelememiz gereken Tulûat Oyunu’dur..</p>
<p>Bu oyunun bir ‘<strong>metni</strong>’ yoktu.. Yani oyuncular sahneye çıkıp kendi aralarında önceden belirlenmemiş laf çakma laf yetiştirme yarışına gidiyordu.. 19. yüzyılda yeni gelişen matbaa hayatımızı ince ince didikleyin içi boş salata tabir edilen yazılar makaleler gırla gitmektedir, bir nevi laf döndürmek sallamak eften püften konuları uzattıkça uzatmak o yüzyılın karakteriydi, belki de sert bir mutlak iktidarın korkusu bu kadar boş lafla gazete dergi çıkartmaya zorluyordu yazarları.</p>
<p>Ya da tulûat her oyunu melezleştiriyor muydu? Yani bir batılı oyun sahnede oynanıyor ama oyuncular oyun metninde olmayan diyalogları sahnede o an akıllarına geldikçe dillendiriyor. Başkalarının öncelikle yabancı eserleri değiştirmek kısaltmak keyfince oynamak çağın en büyük bayağılıkları arasındaydı ve bunları yapan insanlar büyük sanatçılar diye hürmet görüyordu, kim bilir o yıllarda halkımız ‘<strong>sahneye</strong>’ kim çıkıyorsa ‘<strong>büyük</strong>’ diyordu, değişen bir şey yok.</p>
<p>Tulûat oyununu bilmeden Türkiye’nin aydını ve halkı doğu-batı çatışmasını ya da ülkemizin en derin korkularını ya da ülkemizin bambaşka bir medeniyet dairesine hangi duygularla girmeye çalıştığını anlayamaz, baştan sağma, yalancılık, bozuk ahlak, her şeyi söyleyebiliriz, belki de mutlak iktidarın yavan sosyal hayatını kırmak için sahnede olmak bir sevinçti, eseri oyunculuğu dramatik yapıyı düşünmek fazlasıyla lükstü..</p>
<p>Bugün tek kişilik yapılan gösteriye iki kişi çıkıp birbirleriyle metinsiz o an gelişen hikaye içinde laf yarışına girişiliyordu, ya da tulûat oyunu için en genel geçer olan şey, bir oyun oynanırken oyuncular araya kendi özel yetenekleriyle kendi diyaloglarını sıkıştırıyordu, işte bu tulûatcılık büyük usta sanatçılık diye hala övüle övüle bitirilemez..</p>
<p>Okullarda okutulan ya da Ferhan Şensoylar’ın yapmaya çalıştığı da bu.. Şüphesiz tulûat için yani sahnede irticalen yani düşünmeden bir şeyler söylemek oyunculuğun ustalığıyla alakalı, bugün dahi anı biyografi yazmaya çalışan ya da tiyatro hayatını özetlemeye çalışan her sanatçı ‘<strong>tulûatcılardan</strong>’ ve tulûat yapabilen oyunculardan hayranlıkla söz eder.</p>
<p><strong>METNİN DIŞINA ÇIKMA</strong></p>
<p>Şimdi konumuza girelim.. Tulûat tiyatrosu Tanzimat’la yani yüzümüzü batıya resmen fermanla dönmemizden sonra başladı.. Evimizdeki perdeden masalara, pantolonumuza kadar asayiş ve ticari yasalara kadar her şeyimiz batıdan geldiği gibi hayatımıza giriyordu.</p>
<p>Tiyatro da…</p>
<p>Bahsimizi yavaş yavaş açalım. Batıdan gelen büyük eserleri büyük en yüksek sanat anlayışıyla sahneye koyarken hangi duyguyla bu sanat eserinin arasına kişisel özel laflar sokuşturmaya başladık.</p>
<p>Yabancı oyunları çok soğuk donuk bulup sıkıldığımız için mi, o zaman batılı eseri niçin sahneye koyuyoruz, anlaşılan o ki bir medeniyet baskısı, batıya dönük geri dönülmez bir çekim var, mecburuz koymaya, anlamaya, oynamaya, ama bir milli benlik iddiamız da var.</p>
<p>Sahneleyelim ama araya kendi tiyatromuzu da sıkıştıralım, mı, demek istedik. Çünkü halkımız Karagöz ya da Orta Oyunu gibi bize ait fıkraları nükteleri laf çakmaları daha çok beğeniyor, ya da henüz batılı sahne terbiyesi oluşmamış.. Başka olanı yadırgıyor..</p>
<p>Bu, metnin dışına çıkma, ülkemizdeki mektepli alaylı tüm oyuncuların hastalığıdır. İlk gençlik yıllarım Devlet Tiyatroları’nın 1975’den 1990’lı yıllara kadar hemen her oyununu izleyerek geçti ve devlet tiyatrosunda adı meşhur Mahir Canova gibi Erol Kardeseci gibi birçok oyuncu sahnede ‘<strong>tulûat</strong>’a başlardı. Hatta kurum içi eleştirileri dahi hatta birbirlerinin oyunculuklarıyla bile dalga geçer eğlenirlerdi, gerçi halk, bu sözlerin ‘<strong>oyunun</strong>’ gerçek parçası olduğunu sanırdı, değil..</p>
<p>Oyuncu, kendine verilen rolü kusursuz oynayandır, oyuncu, hiçbir zaman kendisine verilmemiş söylenmemiş ve metinde yazılmayan ve yönetmenin söylemediği bir şeyi yapamaz.</p>
<p>Ama yaptılar, yaptık ve doymadık ve hatta bu bizim geleneksel Tulûat Tiyatromuz’dur diye bahanelere sığındık, çünkü hala ‘güzel söz’ün ne olduğunu bilmiyoruz, akıcı seri oyalayıcı her konuşma güzel midir, ya da bir büyük sanat eserinin bir tek repliği tek başına bir şey ifade etmez ama o eser içinde en temel yapı taşı vazifesi görür..</p>
<p>Tarih taşıyan tarihi olan her şeyin kutsanması hastalığı doğudan dünyaya yayılmıştır, bugün Şam’da Urfa’da Bağdat’ta Topkapı Sarayı’nda demir, kılıç, çubuk, tahta, her şey önce kutsal kitapların hikayeleriyle yalan yanlış irtibatlandırılmış sonra tarihi eser diye müzelenmiştir, tulûat tiyatrosu da buna benzer.</p>
<p>Ruhumuzu sinsice kemiren derin bir şeyler olmasaydı, batılı eserleri bu kadar bozmak bu kadar araya laf salatası sokma gayretine girmezdik, bunun bir toplumun karakteriyle ilgili derin ruhsal sebepleri olmalı..</p>
<p>Bunun dört açıklaması olabilir, birincisi, başka bir karaktere girmek oyuncunun ağrına gidiyordu ve kişiliğini öne çıkartmak istiyor, yani kendini göstermek istiyordu.</p>
<p>İkincisi, halkımız, kendisine sunulan batılı karakterlerin ruhuna nüfuz edemiyor, onların heyecanları aşkları diyaloglarından sıkılıyor ve sahnede kendine dair birkaç laf arıyordu..</p>
<p>Üçüncü bir açıklaması, ki, bugün ileri sürülen en büyük bahane budur, oyunu güncelleme isteği, yani, diyelim bugün büyük bir siyasi hadise oldu, akşama da oyun var, oyun ise çok önceden yazılmış, olsun, oyunun arasına oyuncular, bugünün siyasi havasına göre espriler taşlamalar yapabilir, ki, Tulûatcıları en çok mecbur eden de buydu..</p>
<p>Dördüncüsü, oyunun methini ve metnini çok beğenip sahneledik ama seyirci sıkılmaya başladı, sıkılmış seyirciyi oyundan kopartmamak için sahnede aralara olur olmaz espriler şarlatanlıklar laf çakmalar yerleştirip oyunu şenlendirelim.</p>
<p>Bir ilave açıklama daha yapalım, bize ait olanın şamatası bizi çok eğlendiriyor. Diyelim, batılı bir oyunun içinde birkaç oyuncu tulûat yaptı ve salon gülmekten yıkıldı. İşte o an, oyuncuların içinde bir fırtına kopuyor, şöyle, bir lokantaya gider ve menüden Fransızca isimli bir yemek söylersiniz ama garson anlamaz, bir daha zorlarsınız yine anlamaz, bu sefer biraz da kızarak getir şurdan bir kuru fasulye der gibi..</p>
<p>TRT’de Dallas oynarken, biri çıkıyor ve kaldırın ulan Dallas’ı koyun yerine Malkaçoğlu’nu der gibi, bize ait şamata bizi vecd haline sokup, sahneyi oynadığımızı unutup, kendi ev içi mahrem dünyamıza giriyoruz. Süveyş Savaşı’nda Falih Rıfkı anlatır, askerlerimiz İngiliz askerlerini esir alıp onların kısa pantolonlarını giymiştir, Falih Rıfkı hiç yakışmaz bol kıllı bacaklı Türk erkeğine der, ancak askerlerimiz başkalarının kılığına girmek için değil, onları giyip eğlenmek için.. En ciddi en saygın batılı eserler karşısında dahi oyuncularımız tulûata sığınarak şamatacığını sürdürmüştür, bu yüzden batıdan ilk gelen şeyleri önce nasıl karşıladığımız tüm romanlarımızın ana malzemesi olmuştur.</p>
<p>Batılı bir oyun batılı bir projedir, hem batılı bu oyunu oynamak istiyorum hem de oynarken araya kendi ‘<strong>repliklerimi</strong>’ sokacağım, işte Tulûat Tiyatrosu’nun psikoloji bu.. Yoksa o büyük dünya eserlerine hayranlık duyarken aslında itiraf etmediğimiz, zehirli acılı bir tarafı olduğunu seziyor, araya kendimizi koyarak eseri kendimizce yeniden inşa ediyoruz..</p>
<p>Ancak oyun kendi oyununsa, yani, yazan yerli oynayan yerliyse, sahnede istediğin düzeltmeleri yapma hakkın var, Şekspir’in eserleri dört yüz yıl oynaya oynaya yerleşti.. Yani oyun oynandıkça yeni diyaloglar yeni çıkartmalarla tamamlanmamış bir heykel gibi sahnede yıllar içinde şekillenmiştir, ancak bu güncellemeyi İngiliz Tiyatro Geleneği kendisi yapmıştır, Çin’de oynanan Şekspir oyunları değerlendirilerek değil..</p>
<p>Tulûat Tiyatrosu gerçekten ‘geleneksel bir tiyatro mudur?’ yoksa 19. yüzyılın bir medeniyet krizi kadar yüksek sosyal şartlarının zorlamasıyla mı ortaya çıkmıştır, bir gazoz kapağına ne acayip şey diye bakan Afrikalı gibi, dışarıdan geleni eğip bükmek, tersinden düzünden denemek, kılıktan kılığa sokup çıkartarak, bir nevi tornistanla, hem anlamaya hem yerlileştirmeye çalışma çabası mı? Üstelik bu tornistanı şehvete varan sanat hayranlığı olan usta sanatçılar yapıyordu..</p>
<p>Bu eleştiriyi de ciddiye alalım, halk 19. yüzyılda bugün unuttuğumuz başka bir duyguyla tiyatroya giderdi, ya ‘<strong>kendini</strong>’ izlemeye, ya ‘<strong>başkasını izlemeye</strong>’..</p>
<p>Başkası, gavur, yabancı, onların adetleri, duyguları, konuşmaları.. Değişim denen şey de budur, bugün bizler bir yabancı filmi izlerken, ‘<strong>kendimize çok yakın duygular</strong>’ içinde karakterler buluruz, hatta, onların yabancı olduğunu unuturuz.. O kadar içine alır bizi.</p>
<p>Hatta estetik zevkleri gelişmiş arkadaşlar bizden yerli dediğimiz oyunları dizileri izlediğinde kendini ‘<strong>yabancı</strong>’ ya da ‘<strong>uzak’ </strong>hisseder, oyunun basitliğine düzeysizliğine bir türlü ısınıp içine giremez, yani geçen yüzelli yıl içinde yabancı biz, biz ise basitliğinden dolayı yabancı oldu..</p>
<p>Bu uzaklık yakınlığa teknik olarak da bir cümle girelim, oyunu sahneyi kendinize fazla yakın bulmak da o yılların en büyük sosyal terbiye tartışmasıydı, eski gazinolarda şarkıcı sahnedeyken gaza gelip gazel çekenleri uyarmak için, dışarıdan gazel memnudur, levhaları vardı. Yani, 19. yüzyıl gösteri sanatlarında sakinliğini korumak halkımız için önemli bir sosyal terbiyeydi. Asıl olan sahne saygınlığını sahnedeki oyuncuların şamatalıkla sululukla bozması affedilmezdi, yoksa işte, bu sululuğun adını mı tulûatla meşrulaştırıp gelenekselleştirdik. Sakın ola ki halkımız eğlence kültürüne Karagöz, Orta Oyunu gibi çok yakındı, dramaya karşı terbiyesi yoktu demeyin, Meddah hikayelerini incelediğimizde bugün dahi benzerlerini yazmanın imkansız olduğu muhteşem dramatik hikayelerle karşılaşırsınız.</p>
<p><strong>BATI PROJESİ</strong></p>
<p>Tulûat için karar verelim, geleneksel oyunumuz değil bir dönem ihtiyaçtan ortaya çıkmış tarihi oyunumuz diyebiliriz. Kabul edelim ki batı karşısındaki ‘<strong>duygusal’ </strong>pozisyonumuzu bize en iyi tulûatçılığımız anlatır. Bir başkasının oyununun içine kendimizi kişiliğimizi sıkıştırmaya çalıştığımız yani tiyatro ağzıyla rol çalmaya çalıştığımız bu oyun, batıya dönmüş yüzümüzün arkasında saklı tereddütleri ve duygusal krizleri çok iyi anlatır. Üstelik başarısız bir tulûat’ın dünya çapında canım eseri mahvetmesi gibi bir tehlikeyi hiç düşünmemiş olmamız ayrı bir tartışma. Bugün, hiçbir yönetmen buna asla izin veremez, ama o gün, batının malı, yabancı gavurun olan şey’e karşı kabadayı bir lakaytlığımızı da tartışmalıyız.. Hem batılı bir eser oynuyor hem ciddiye almıyoruz, tuhaf ve çaresiz ve ucuz bir ‘<strong>karşı koyma’</strong>..</p>
<p>Ki, Batı dediğimiz, sahnede oynanan bir oyun değildi sadece. Siyaseti, sosyal hayatı, kültürü, alışkanlıkları, savaşları, her şeyi bir büyük projenin ürünü..<br />
Batı, bir projedir.. Mesela Batı’nın Avrupa Birliği Projesi var.. Mesela Amerika’nın Orta-Doğu Projesi var..</p>
<p>Ya bu projenin içindesiniz ya da yoksunuz. Batı’nın projesine karşı kendi projeleriniz olmalı. Diyelim Cumhuriyet. Teknik malzemeleri batılıdır ama bağımsızlığı özü cevheri duygusu yerlidir bizim projemizdir.</p>
<p>Yıllardır siyasetimiz ya Avrupa Projesi ya Amerikan projelerinde oyuncudur, hatta, kuklasıdır.. Kendi oyununuz kendi projeniz yoksa, başkalarının projelerinde oynamak zorundasınız. Başkalarının projeleri diyelim Irak’ta Müslümanları öldürüyorsa, siz oyuncularına da mutlaka bir gün Müslümanları öldürtecektir..</p>
<p>Ancak bu toprakların her siyasetinden çocuklar için batının projelerinde oynamak, işte tulûat ihtiyacında felsefi olarak anlatmaya çalıştığımız gibi, hazmedilecek bir şey değil, bu topraklarda doğmuş büyümüş İslamcısı Atatürkçüsü komünisti herkes batılı bir değerler sistemi içinde ama batılı bir projede oynamaktan içten içe iğrenmektedir.</p>
<p>Çoktan kurulmuş bir dünya vardır ve ülkenizin siyaseti diyelim NATO diyelim Avrupa Birliği kurumlarıyla bu projeye göbeğinden bağımlıdır..</p>
<p><strong>ERDOĞAN’IN ARAYA REPLİK SOKMASI</strong></p>
<p>Siyasilerimiz zaman zaman, ki en çok Tayyip Erdoğan, diyelim Davos’ta ‘<strong>one minute’ </strong>dedi, diyelim İsrail’e postasını koydu, diyelim geçtiğimiz gün işadamlarına tehditler savurdu..</p>
<p>Nedir bu? Verilmiş önceden yazılmış metnin içine, bizim siyasilerimiz dayanamıyor, arada bir kendi repliklerini sıkıştırıyor..</p>
<p>Bu ülkenin bağımsızlığı ve varlığı ya da bu ülkenin değerleri ya da bu ülkenin duygu ve düşünce dünyası artık batının verdiği rolün arasına birkaç replik sokabilmek mi, rolümüz bu kadarcık mı?</p>
<p>Eğer ürünleriniz markalarınız ve siyasetinizle kendi projeniz yoksa, başkalarının projesinde figüran olmaya devam edeceksiniz ve o zavalı figüranlığınızla o büyük proje içindeki rolünüzü sulandırıp şamataya getirecek ancak böyle milli olabileceksiniz..</p>
<p>Tayyip Erdoğan bey zaman zaman köpürdükçe İslamcı gençler ayağa kalkıyor, işte ‘bizim adam, böyle istiyoruz’ diye.. Bir Tanzimat Tiyatrosu.. Sahnede batılı bir oyun.. Oyuncularımız zaman zaman halkın isteklerine uyup birkaç bize dair replik dile getiriyor..</p>
<p>Gerçekten bu dayılanmalar bu efelenmeler hoşunuza gidiyorsa, henüz vakit geç değil, önce kendi projenizi oluşturacaksınız, mesela Cumhuriyet doğuya batıya dünyaya karşı bir büyük bağımsızlık projesidir.</p>
<p>Başkalarının oyununa üstelik sadece seçim kürsülerinde replik sıkıştırmak, bize çöküş dönemimizden kalmış çürümüş mağlup tarafımızı gösterir, yani, bizim olmayan bir oyunda zaman zaman çaresizliğimizi gizlemek için kabadayılaşmak..</p>
<p>Bu tulûattan halkımız artık yoruldu, çünkü tulûatcılar iki arada bir derede kalmış kokuşmuş Osmanlı değerleriyle Batı’yı buluşturmak isteyen çaresiz bir dönemin ürünü. Tanzimat’tan sonra Meşrutiyet ama asıl ondan sonra Cumhuriyet’le öğrendik, ya kendi oyununu oyna, ya da başkasının oyunundan rol çalma..</p>
<p>Ben biz hepimiz ancak kendi oyunumuzda oynayabiliriz, işte kendi oyunumuzu kendimiz kurabileceğimizi bize Cumhuriyet öğretti. Kendi oyunumuzdan sıkılırsak oracıkta sahnede biz değiştiririz, eleştiririz, tartışırız, oyun benim değil mi, istediğimiz zaman istediğimiz yerinde istediğimiz eklemeler çıkartmalar pekala yapabiliriz, her yazar ve oyuncu, sahnedeyken halkın tepkilerini izleyerek oyununu o an orada değiştirebilir, bu onun en doğal hakkı..</p>
<p>Cumhuriyetimiz, Anadolu topraklarının gelmiş geçmiş çağlar içinde en büyük siyasi proje olduğuna inananların sahneye çıkmasıyla, yolunda yürüyecek.</p>
<p>Başka oyunlar başka projeler yorulduk artık, Marie, Claire, Hilary, diye bağırmaktan bıktık.. Ve Marie diye bağırırken sahnede ‘gız ayşeee’ diye bir replik sıkıştırıp, neydi şu Tüsiad başkanının adı gızz Ümid (Boyner) diye bağırıp buna da ‘tulûat’tır milli oyunumuzdur deyip iftihar etmekten tiksiniyoruz artık.</p>
<p>İbiş de geleneksel oyuncumuzdur, aptallıkları ve sakarlıklarıyla bizim oyuncumuz, laf anlamayan söyleneni çarpıtan, ama bizim..</p>
<p>Keşke başbakanımız benim bizim bu toprağın İbiş’i olabilseydi..<br />
Hazmedemediğimiz budur, başkalarının İbiş’leri başkalarının projelerini Silivri’de Anayasa Reformunda araya kendince replikler koyarak sahneliyor..</p>
<p>Bizi getirmek istedikleri yer, işte o ilk Anayasa’nın hazırlandığı ve tek maddeyle Abdülhamit’in mutlak gücüne emanet edildiği 1876 yılına işte bu Tanzimat ezikliği Tanzimat Tiyatrosu’yla sil baştan yeni giriyoruz&#8230;</p>
<p><strong><br />
Nihat Genç</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ikikalasbirheves.com/2010/08/basbakanimiz-bizim-bu-topragin-ibisi-olabilseydi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gianina Carbunariu ile Oyun Atölyesi</title>
		<link>http://ikikalasbirheves.com/2010/01/gianina-carbunariu-ile-oyun-atolyesi/</link>
		<comments>http://ikikalasbirheves.com/2010/01/gianina-carbunariu-ile-oyun-atolyesi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 Jan 2010 11:56:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>HasanOzgan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ikikalasbirheves.com/?p=48</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Yeni Oyun Yeni Tiyatro&#8221; proje kapsamında Gianina Carbunaria katılımıyla 3 gün sürecek bir atölye&#8217;ye katıldım. Atölyeden birkaç izlenimim iletmek istiyorum. Öncelikle Gianina, katılımcılara bir soru yöneltti.
Sizin tiyatronuzun ne yapmasını istiyorsunuz. Bir kelimeden  oluşan ve her kelimenin bir karta yazılacağı, toplamda 3 tanım istedi. Sonra herkesin yazdıkları toplandı ve bir yere konuldu. Ve tüm katılımcılar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Yeni Oyun Yeni Tiyatro&#8221; proje kapsamında Gianina Carbunaria katılımıyla 3 gün sürecek bir atölye&#8217;ye katıldım. Atölyeden birkaç izlenimim iletmek istiyorum. Öncelikle Gianina, katılımcılara bir soru yöneltti.</p>
<p>Sizin tiyatronuzun ne yapmasını istiyorsunuz. Bir kelimeden  oluşan ve her kelimenin bir karta yazılacağı, toplamda 3 tanım istedi. Sonra herkesin yazdıkları toplandı ve bir yere konuldu. Ve tüm katılımcılar beğendikleri kendileri dışındaki diğer tanımlardan toplamda 3 karta artı işareti ve bir kartada eksi işareti koydular.</p>
<p>Benim bir oyunda insanlara vermek istediklerim şunlar aslında.</p>
<p><strong>Eğlence:</strong></p>
<p>Tiyatro ile yeni tanışan kişilerin, sevebilecekleri bir oyuna gitmesini hep önermişimdir. Bazı oyunlar gerçekten, ilk kez tiyatroya giden birini tiyatrodan soğutabiliyor. Bu sebeple, hedef kitlesine göre eğlenceli olmalıdır.</p>
<p><strong>Şaşırtmak:</strong></p>
<p>Diyalogtan çok, öykünün kurgusuyla ilgilenen biri olarak, süprizi olan ve iyi kurgulanmış oyunlar yazmak isterim. Bugün yazılan bir oyunu diğer dillere çevirdiğimiz zaman, estetik diyaloglar yok olabiliyor. Bu sebeple bence tiyatroda öykü çok önemli. Tabii öyküyü tamamlayan yan öğeler, dramatik nesnede cabası.</p>
<p><strong>Kurcalamak:</strong></p>
<p>Tiyatroda en önemli kural, ana tema ve karşıt temayı çatıştırarak karakterlerin ilişikileri ile öyküyü derinleştirmek, ana tema karakterinin değişimi ve final ile sonlandırmak gerekir. Durum böyle olunca, tema çok önemli bir hal alıyor.  Genelde temalarımda bir konuyu kurcalamak ona farklı bir açıdan bakmayı seviyorum.</p>
<p>Aldığım diğer notlar ise şöyle;</p>
<p>Tiyatroda bir oyunu;</p>
<ul>
<li>Tema yönlendirebilir</li>
<li>Hikaye yönlendirebilir</li>
<li>Karakter yönlendirebilir</li>
<li>Dil (Uslüp) yönlendirebilir.  (Dilden kasıt dialog değil!)</li>
</ul>
<p>Bir diğer nokta ise tiyatroda ne söylediğimiz değil, nasıl söylediğimizimiş.</p>
<p>Yurtdışındaki tiyatro yazarları, bir metni okuduklarında ilk 10 sayfaya göre oyuna devam edip etmemeye karar veriyorlarmış. Bu da merak unsurunun önemini ortaya çıkarıyor. Dialoglar kısa ve net cümlelerdene oluşması gerekiyor.</p>
<p>Son olarak bugün tiyatroda, yabancı birine oyunu anlatınca tiyatroda dilin ne kadar yavan olduğunu gördüm. Önemli olan iyi bir öykü. Eğer kurgu ve tema iyi ise hangi dile çevrilirse çevrilsin eser bozulmamış oluyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ikikalasbirheves.com/2010/01/gianina-carbunariu-ile-oyun-atolyesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yeni Metin Yeni Tiyatro &#8211; Oyun Atölyesi</title>
		<link>http://ikikalasbirheves.com/2010/01/yeni-metin-yeni-tiyatro-oyun-atolyesi/</link>
		<comments>http://ikikalasbirheves.com/2010/01/yeni-metin-yeni-tiyatro-oyun-atolyesi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 Jan 2010 11:55:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>HasanOzgan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Atölye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ikikalasbirheves.com/?p=46</guid>
		<description><![CDATA[Emre Koyuncuoğlu ile çağdaş tiyatro oyunları üzerine;
İlk gün Emre Hanım ile, çağdaş tiyatro üzerine oyun çözümlemelerinde bulunduk. Aşağıda konuşulanların deşifre edilmiş bir hali bulunmaktadır. Yanlış deşifreden oluşan sürçü lisanlar için affola!
Söyleşi sırasında bahsi geçen çağdaş metin yazarları ve oyunları;

David Harrower (Karatavuk)
Caryl Churchill (Çok Uzakta)
Harold Pinter

Tiyatroda;

Estetik fikrini oluşturan yazar, gerçekleştiren yönetmendir.
Birşeye farklı açılardan bakma şekli konseptir.
Mekan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span id="SehirTiyatrolariHaberDetay1_lblBody"><a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=emre+koyuncuo%C4%9Flu">Emre Koyuncuoğlu</a> ile çağdaş tiyatro oyunları üzerine;</span></strong></p>
<p>İlk gün Emre Hanım ile, çağdaş tiyatro üzerine oyun çözümlemelerinde bulunduk. Aşağıda konuşulanların deşifre edilmiş bir hali bulunmaktadır. Yanlış deşifreden oluşan sürçü lisanlar için affola!</p>
<p>Söyleşi sırasında bahsi geçen çağdaş metin yazarları ve oyunları;</p>
<ul>
<li>David Harrower (Karatavuk)</li>
<li>Caryl Churchill (Çok Uzakta)</li>
<li>Harold Pinter</li>
</ul>
<p><em><strong>Tiyatroda;</strong></em></p>
<ul>
<li>Estetik fikrini oluşturan yazar, gerçekleştiren yönetmendir.</li>
<li>Birşeye farklı açılardan bakma şekli konseptir.</li>
<li>Mekan seçimi önemlidir. Çağdaş tiyatroda mekan, genelde karakterlerin hesaplaşacağı çatışmanın doruk noktası olan yerde yapılır.</li>
</ul>
<p><strong><em>Metin;</em></strong></p>
<ul>
<li>Kurgu seyriciye, hem yakın hem de yeni gelmelidir.</li>
<li>Oyunun, seyirciyi sıkmaması gerekir.</li>
<li>Oyunun, seyirciyi meraklandırması gerekir.</li>
<li>Hiçbir hareket nedensiz olamaz.</li>
<li>Durumu anlatan diyalog, tiyatro için çok önemlidir.</li>
<li>Çağdaş tiyatro metninde noktalama işaretleri çok önemlidir.</li>
</ul>
<p><em><strong>Diyalog;</strong></em></p>
<ul>
<li>Mekan her zaman diyaloğu etkiler.</li>
<li>Yazar diyalogları yazarken, bilinen bir sona göre değil, bulunduğu anı dikkate alarak yazmalıdır.</li>
<li>Hamle ve savunma ritmini diyalog belirler. (metinsel hareket)</li>
<li>Noktalama işaretleri, oyuncu ve yönetmene karakter ve durum hakkında fikirler verir.</li>
<li>Karakterleri oluşturan tüm özellikleri diyaloglarda görmek gerekir.</li>
</ul>
<p><em><strong>Yazar;</strong></em></p>
<ul>
<li>Birşeye bakış açısı getirip, yeniden düşünmeyi sağlamalıdır. Önyargı ve yargıları değiştirmeye çalışmak yerine yeniden düşünmeyi sağlamalıdır.</li>
<li>Yazar bir kelime, bir harf yazdıysa o bir bilgidir. Onun muhakkak bir nedeni vardır.</li>
<li>Yazdıklarını sahne üzerinde duymalı ve görmelidir. Görselleştirerek yazmayı denemek gerekir.</li>
<li>Yazılan şeyleri yüksek sesle okumalıdır ki, aksayan, sırıtan diyalogların üzerinden geçebilsin.</li>
<li>Hareketin kendisinde hikaye vardır. Yazar diyalog, kurgu ve konsepti ile bir bakış açısı getirir.</li>
<li>Oyun yazarken korkmamalı, kendi otosansürünün nerede başladığını bilmelidir.</li>
<li>Problemi görüp, seyirciyi olabildiğince taraflara çekerek tema ve karşıt temanın güçlü olmasını sağlayarak, taraflara bölebilir.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ikikalasbirheves.com/2010/01/yeni-metin-yeni-tiyatro-oyun-atolyesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şiir: Yazmak İstiyor Canım!</title>
		<link>http://ikikalasbirheves.com/2010/01/siir-yazmak-istiyor-canim/</link>
		<comments>http://ikikalasbirheves.com/2010/01/siir-yazmak-istiyor-canim/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 Jan 2010 11:54:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>HasanOzgan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ikikalasbirheves.com/?p=44</guid>
		<description><![CDATA[Bu pazar, bir sabahçı kahvesinde güne merhaba demek
Ve senin hoşlanmıyorum söylerini yeniden kulağımda işitmek
Hamdi ustanın acı kahvesini içmeye çalışırken,
Akla gelen büyük sözlerin yazılı olduğu kağıda,
40 yıllık hatırları boca etmek
AH be güzelim, sen istemesende dünyaya seni sevdiğimi söylemek
Neden beni sevmediğini düşünmek
Herşeye rağmen seni çooook ama pek çok sevmek
Kaderimin bana yaptıklarına aldırış etmeden, bebekler gibi gülebilmek
Güneşe benzeyen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu pazar, bir sabahçı kahvesinde güne merhaba demek<br />
Ve senin hoşlanmıyorum söylerini yeniden kulağımda işitmek<br />
Hamdi ustanın acı kahvesini içmeye çalışırken,<br />
Akla gelen büyük sözlerin yazılı olduğu kağıda,<br />
40 yıllık hatırları boca etmek<br />
AH be güzelim, sen istemesende dünyaya seni sevdiğimi söylemek<br />
Neden beni sevmediğini düşünmek<br />
Herşeye rağmen seni çooook ama pek çok sevmek<br />
Kaderimin bana yaptıklarına aldırış etmeden, bebekler gibi gülebilmek<br />
Güneşe benzeyen yüzüne bakarken bak! gözlerim ne kadar ürkek<br />
Yüreğimin en güzel yerinde gizli bir bahçede seni gizlemek<br />
Aşkım bir yarım elma iken rengini eflatuna çevirmek<br />
Vazgeçeceğimi söylesemde,<br />
Dünyanın en kötü rollerini sana karşı sahnelesemde<br />
Yazmak istiyor canım,<br />
Tek tesellim imkansız bir aşkın kelimelerinde seni hissetmek.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ikikalasbirheves.com/2010/01/siir-yazmak-istiyor-canim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şiir: Saat Kulesi&#8217;nde Yaralı Güvercin</title>
		<link>http://ikikalasbirheves.com/2010/01/siir-saat-kulesinde-yarali-guvercin/</link>
		<comments>http://ikikalasbirheves.com/2010/01/siir-saat-kulesinde-yarali-guvercin/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 Jan 2010 11:50:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>HasanOzgan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ikikalasbirheves.com/?p=39</guid>
		<description><![CDATA[
İzmirdeyim saat kulesine karşı bir bankta
Sigaramı yakmış sevgiliyi beklerken zaman hızla akmakta
Ne zaman geleceğini sorguluyorum kafam biraz bozuk bu duruma
Güvercinler yem aranmakta, tam karşımda
Beyaz bir güvercin görseniz ne sevimli etrafına caka sata sata
Aranıyor körfezin meltemine karşı saat kulesi etrafında
Takip etmeye başladım ne şımarıklıklar ne nazlar yapmakta
Merak ettim doğrusu bu sevimli yaratık neden böyle davranmakta
Rıza amca [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignright size-full wp-image-40" title="6700_99092619513_575464513_2063564_809859_a" src="http://ikikalasbirheves.com/wp-content/uploads/2010/01/6700_99092619513_575464513_2063564_809859_a.jpg" alt="6700_99092619513_575464513_2063564_809859_a" width="126" height="188" /></p>
<p>İzmirdeyim saat kulesine karşı bir bankta<br />
Sigaramı yakmış sevgiliyi beklerken zaman hızla akmakta<br />
Ne zaman geleceğini sorguluyorum kafam biraz bozuk bu duruma<br />
Güvercinler yem aranmakta, tam karşımda<br />
Beyaz bir güvercin görseniz ne sevimli etrafına caka sata sata<br />
Aranıyor körfezin meltemine karşı saat kulesi etrafında<br />
Takip etmeye başladım ne şımarıklıklar ne nazlar yapmakta<br />
Merak ettim doğrusu bu sevimli yaratık neden böyle davranmakta<br />
Rıza amca sattığın şu yemlerin tabağı kaça?<br />
Çok pahalı değilmi rıza amca 3 lira?<br />
Anlaşılan karınlarını doyurmak bugün de bize nasip olacakta<br />
İnatçı Rıza amcayı ikna etmek zor oldu 2 liraya!<br />
İlk tabağı etrafıma döktüm, hepsi konuverdi yanı başıma<br />
Ben çocuklar gibi şen oldum bu manzara karşısında<br />
Ama bizim beyaz güvercin gururlu, hiç oralı olmuyor bu duruma<br />
Hmm durumu anladım sanırım; bizim ki, aşık olmuşta,<br />
Ondan böyle mutlulukla karışık nazlı edalı dolanmakta<br />
Aşık olduğu Kumru, O&#8217;nu farketmiyor bakın şu namuzsuza<br />
Elime biraz yem alıp gittim yanlarına usulca,<br />
Bakarsınız yardımı dokunur derken, bu çifte kuşlara,<br />
Uçuverdi birden bizimkinin sevdiği kumru acımasızca,<br />
Beyaz güvercin şaşkın olmakla birlikte bana çok kızmakta,<br />
Öyle bir bakışı vardı ki, üzüldüm yaptıklarıma<br />
Tam bizimki neden uçmadı diye sorgularken kafamda,<br />
Kanadı kırık bir kuşun acısı yüreğimi dağlamakta<br />
Kuş bir bana bakıp, bir de uçan sevgiliye bakıp ağlamakta<br />
Elimi uzatıp af diledim ama nafile çabalarımdan sonra<br />
Yeniden bıraktım O&#8217;nu saat kulesi meydanına<br />
Ve ben yeniden oflaya puflaya<br />
Sevgiliyi bekliyorum saat kulesine karşı bir bankta!..</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ikikalasbirheves.com/2010/01/siir-saat-kulesinde-yarali-guvercin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hikaye: Yaşamın Kıyısında (Aşk Üzerine Genellemeler)</title>
		<link>http://ikikalasbirheves.com/2010/01/hikaye-yasamin-kiyisinda-ask-uzerine-genellemeler/</link>
		<comments>http://ikikalasbirheves.com/2010/01/hikaye-yasamin-kiyisinda-ask-uzerine-genellemeler/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 Jan 2010 11:45:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>HasanOzgan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Atölye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ikikalasbirheves.com/?p=37</guid>
		<description><![CDATA[Hayat, aslında kimseye ne iyi ne de kötü yönünü gösterir. Hayatı bize iyi, güzel yada çirkin gösteren kalptir. Hangi yönden bakmak istersek beynimiz algılarımızı bu yönde tetikler. Bu demektir ki, duyguları ve ruh halimizi yönetmek mümkündür. İsterseniz önce örnek vakamıza bir bakalım.
Yusuf kültürlü, hayat dolu ama kekeme bir gençtir. Sınıf arkadaşı Zeynep&#8217;i görür görmez &#8220;İşte [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hayat, aslında kimseye ne iyi ne de kötü yönünü gösterir. Hayatı bize iyi, güzel yada çirkin gösteren kalptir. Hangi yönden bakmak istersek beynimiz algılarımızı bu yönde tetikler. Bu demektir ki, duyguları ve ruh halimizi yönetmek mümkündür. İsterseniz önce örnek vakamıza bir bakalım.</p>
<p><em>Yusuf kültürlü, hayat dolu ama kekeme bir gençtir. Sınıf arkadaşı Zeynep&#8217;i görür görmez &#8220;İşte bu o kadın!&#8221; diyerek gönlünü kaptırır. En sonunda cesaretini toplayıp duygularını açar,  fakat bir olumlu bir cevap alamaz. Yusuf her fırsatta aşkını kanıtlamaya çalışır. Sırf O&#8217;na olan aşkından kekemeliğini yener. Hemde inanılmaz kısa bir süre içinde bambaşka birine dönüştüğünden bitmek bilmeyen bir umut vardır içinde. Kekemelik derdi yüzünden yıllarca insanlarla konuşmaktan ve boş muhabbetlere girmekten kaçan Yusuf, söylemek istediklerini hep yazıyla dile getirmiştir. Bu yüzden duygularını sözlü ifade etmekte zorluk çeker. Bu durum ortam içinde komik duruma ya da anlaşılmamasına sebep olmuştur. İyi bir gözlemci ve uygulayıcı olduğunundan kısa sürede bununda üstesinden gelecektir fakat Zeynep, Yusuf&#8217;un bu değişimini görmek istemez. Yusuf üsteledikçe Zeynep&#8217;in O&#8217;na olan ön yargısı daha da artar. Zeynep&#8217;in sınav stresinden dolayı canının çok sıkıldığını gören Yusuf, adını gizleyerek sadece içinden geldiği için sıradışı bir süpriz hazırlar. Zeynep&#8217;i mutlu etmek için hazırladığı süprizler de bilir ki, adını verirse Zeynep yine önyargı ile bakacaktır. Bu yüzden adını gizli tutar. Olaylar hızla ilerlerken, sürekli kendisini tersleyen Zeynep&#8217;in hareketlerine çok yorulan Yusuf en sonunda anlar ki, ağzı ile kuş tutsa dahi Zeynep&#8217;in kendisi ile ilgili önyargılarını asla kıramayacaktır. Bu yüzden kendisinden çok sevdiğini, yüreğinden azat etmeye karar verir.. </em></p>
<p>İşte tam bu noktada başlıyor, akıl oyunları. Yusuf önce bunu yapmakta zorlanır. Sürekli aklında ve gönlünde yaşattığı bir umut vardır. Sonra anlar ki, aşk bu kadar zorlamalarla olmaz, iki kişinin ahenkle duygusal dansıdır Aşk ve kendisi bu tek kişilik şova bir son vermelidir. Çünkü dışarıdan gayet gülünç görünmektedir. Böylece umudunu öldürür. Şimdi hayatını nasıl düzene sokacağına sıra gelmiştir. İnsanın algılarını ve kararlarını denetleyen kontrol eden 2 organ vardır. Kalp ve Beyin!. Bu iki organı biraz kurcalamak gerekir. Bunu medya zaten yıllarca bize karşı kullanmaktadır. Bardağın yarısı dolu hikayesini hatırlayın.</p>
<p>Kalp acısını dindirmenin yolu, beklentilerini düşürme yoluna gitmekten geçer. Mesela Yusuf &#8220;mutlu bir yuva kurma&#8221; beklentisini, &#8220;kekemeliği yenme&#8221; beklentisi ile değiştirse yaşadığı şeyin neticesi daha pozitif bir hâl alacaktır. Böylece bu ilişkiden öğrendiği ve hayatına aktardığı şeyleri diğer beklentiler ile değiştirir. Bu biraz, önce ok atıp sonra hedef tahtasını okun bulunduğu yere koymaya benzer. Yürek acısına bunu ne kadar çare derseniz, kolay olmayabilir ama kesin bir yöntemdir. Peki ya akıl, sürekli bunları sorgulayan aklı nasıl kandırabiliriz ?..</p>
<p>Sırada kafayı meşgul eden bu ilişkinin, süreçlerini ve hatırlattıklarını birbir beyinde başka birşey ile yer değiştirmesine geldi. Sakın aklınıza, başka bir sevgili bulmak ve koymak gibi bir çözüm gelmesin. Bunu ben pek tavsiye etmem. Bu iki yüzlü bir tavır ve kötü bir fikirdir.</p>
<p>Yaşama baktığımızda, büyük kayıpların ve acıların yerini başka duyguların doldurduğunu görürüz. İnsanoğlunun bu şekilde unuttuğunun kanıtıdır. Yerini hiçbir şey doldurmaz, dolduramaz deseniz de giden birşeyin arkasını mutlaka biri başka şey doldurur. Sadece bunun olma süresi değişkendir. Mesela size O&#8217;nu hatırlatan mekan ve bir şarkıyı başka bir anlamla yükleyin. O&#8217;ndan sakın kaçmayın! Aklı manipüle etmektek ancak böyle mümkün olacaktır. Hayatınızı yeniden şekillendirmeye ve algılarınızı değiştirmenize yardımcı olan diğer yöntem budur.</p>
<p>Tüm bu uğraşların sonuç vermesi 2-3 hafta içerisinde mümkün olabilmektedir. Yusuf için yapılacak tek şey yaşamına kaldığı yerden devam etmektir. Sabırla kendi kafasında yarattığı hayatın üzerine yeni bir hayat yazılmasını beklemek. Herşeyi akışına bırakarak, sabırla beklemek!&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ikikalasbirheves.com/2010/01/hikaye-yasamin-kiyisinda-ask-uzerine-genellemeler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şiir: Bir Düşte Gerçek Olmak</title>
		<link>http://ikikalasbirheves.com/2010/01/siir-bir-duste-gercek-olmak/</link>
		<comments>http://ikikalasbirheves.com/2010/01/siir-bir-duste-gercek-olmak/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 Jan 2010 11:43:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>HasanOzgan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Atölye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ikikalasbirheves.com/?p=35</guid>
		<description><![CDATA[Neden bilmem neden!
Bir rüya gördüm gelecekten
Başrolde sen ve ben
Dilim çözüldü birden
Sevgime karşılık beklerken
Bir düşte gerçek olmak,
Neden bilmem neden!
Aklımdan atamıyorum halen
Yüreğim isyan ederken
Suskunluğumu bozuyorum bazen
Korkuyorum yeni aşklara cesaret etmekten
Neden bilmem neden!
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Neden bilmem neden!<br />
Bir rüya gördüm gelecekten<br />
Başrolde sen ve ben<br />
Dilim çözüldü birden<br />
Sevgime karşılık beklerken<br />
Bir düşte gerçek olmak,<br />
Neden bilmem neden!<br />
Aklımdan atamıyorum halen<br />
Yüreğim isyan ederken<br />
Suskunluğumu bozuyorum bazen<br />
Korkuyorum yeni aşklara cesaret etmekten<br />
Neden bilmem neden!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ikikalasbirheves.com/2010/01/siir-bir-duste-gercek-olmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hikaye: Ayrıntılarla Beyni Meşgul Etmek</title>
		<link>http://ikikalasbirheves.com/2010/01/hikaye-ayrintilarla-beyni-mesgul-etmek/</link>
		<comments>http://ikikalasbirheves.com/2010/01/hikaye-ayrintilarla-beyni-mesgul-etmek/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 Jan 2010 11:41:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>HasanOzgan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ikikalasbirheves.com/?p=32</guid>
		<description><![CDATA[Juan, motosikleti ile Meksika sınırına gelir. Arkasındaki iki büyük çantayı gören sınır polisi şüphelenir ve içinde ne olduğunu sorar.
Juan, “Yalnızca kum” diye yanıt verince polis, “Aç bakalım çantaları” der.
Juan çantaları açar, polis didik didik kontrol etmesine rağmen kumdan başka bir şey bulamaz çantada! Bununla yetinmeyen polis, gece yarısına kadar kumu her tür tahlilden geçirtir ancak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Juan, motosikleti ile Meksika sınırına gelir. Arkasındaki iki büyük çantayı gören sınır polisi şüphelenir ve içinde ne olduğunu sorar.</p>
<p>Juan, “Yalnızca kum” diye yanıt verince polis, “Aç bakalım çantaları” der.</p>
<p>Juan çantaları açar, polis didik didik kontrol etmesine rağmen kumdan başka bir şey bulamaz çantada! Bununla yetinmeyen polis, gece yarısına kadar kumu her tür tahlilden geçirtir ancak saf kumdan başka bir şey yoktur! Polis, çantalarını Juan’a geri verir ve sınırdan geçmesine izin verir.</p>
<p>Ertesi gün Juan Motosikletinin arkasında iki büyük çantayla tekrar sınırda belirir. Polis Juan’ı gene durdurur, didik didik arar, bir şey bulamaz ve Juan’ı serbest bırakmak zorunda kalır.</p>
<p>Bu olay, polis emekli olana dek yıllarca devam eder !</p>
<p>Bir gün emekli polis Meksika’da bir barda otururken Juan’ın içeri girdiğini görür ve derhal yakasına yapışır;</p>
<p>-”Senin yıllardır bir şeyler kaçırdığından eminim. Çıldıracağım, geceleri uyku uyuyamıyordum senin yüzünden. Lütfen anlat bana ne kaçırdığını. Aramızda kalacağına emin olabilirsin.”</p>
<p>Juan gülümseyerek yanıtlar: “Motosiklet”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ikikalasbirheves.com/2010/01/hikaye-ayrintilarla-beyni-mesgul-etmek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hikaye: Nerede O Eski Bayramlar</title>
		<link>http://ikikalasbirheves.com/2010/01/hikaye-nerede-o-eski-bayramlar/</link>
		<comments>http://ikikalasbirheves.com/2010/01/hikaye-nerede-o-eski-bayramlar/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 Jan 2010 11:40:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>HasanOzgan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Atölye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ikikalasbirheves.com/?p=30</guid>
		<description><![CDATA[Geçenlerde tavan arasını karışıtırırken ilkokul 3. sınıfta kullandığım kompozisyon defterini buldum. Ozaman için böyle şeyler yazdığıma inanamadım. Özellikle; 9 günlük bir bayram tatili öncesi öğretmenimizin verdiği bayramlarda neler yaptığımız ile ilgili kompozisyonu burada sizinle paylaşmak istiyorum. Okuyunca &#8220;Nerede O Eski Bayramlar&#8221; diyor insan.
Bayramın ilk günü gözlerimi Barış Manço&#8217;nun &#8220;Bugün Bayram&#8221; şarkısı ile açtım. Annem yeni [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Geçenlerde tavan arasını karışıtırırken ilkokul 3. sınıfta kullandığım kompozisyon defterini buldum. Ozaman için böyle şeyler yazdığıma inanamadım. Özellikle; 9 günlük bir bayram tatili öncesi öğretmenimizin verdiği bayramlarda neler yaptığımız ile ilgili kompozisyonu burada sizinle paylaşmak istiyorum. Okuyunca &#8220;Nerede O Eski Bayramlar&#8221; diyor insan.</p>
<p><em>Bayramın ilk günü gözlerimi Barış Manço&#8217;nun &#8220;Bugün Bayram&#8221; </em><em>şarkısı ile açtım. Annem yeni alınan kıyafetlerimi ütülüyordu. Babam ise bayram namazına gitmek için hazırlanmış bizi bekliyordu. Kardeşimle ben banyo faslından sonra şarkıdaki gibi en güzel kıyafetlerimizi giydik ve bir alt katımızda yaşayan dedemide alarak hep beraber camiye gitmek için yola koyulduk. Cami&#8217;den çıkışında insanlar bayramlaşmaya başladı. En yakın arkadaşım Ali ve Babası ile karşılaştık. Babam ve Ali&#8217;nin babası Mehmet amca bizim küs olduğumu öğrenince çok sinirlendiler. Ve bayramda küslükler olmaz dediler. Ve bizi oracıkta barıştırdılar. Bayramlaşma faslından sonra ekmek almak için, mahalle bakkalımız Rıza amca&#8217;nın yanına uğradık. Bayramlaşma ile karışık bir muhabbet başladı. Rıza Amca, biraz sofu bir adam. Oğlunun içki içtiğini öğrenince evden kovdu. Eşi Melek teyze de cennete gidince bu dünyada yalnız kalan Rıza amca bayramda oğlunun yolunu gözlüyormuş. Babam kendisini avuttu. &#8220;Gelir kesin gelir meraklanma&#8221; diyordu.</em></p>
<p><em>Eve gelince hızlı bir bayramlaşma faslı başladı. Ananemin elini öpünce mendil ve şeker verdi ve &#8220;El öpenlerin çok olsun&#8221; dedi. Babam ve Dedem ise bir miktar para verdi ve onlar da &#8220;el öpenlerin çok olsun&#8221; dedi. Süper zengin olmuştum. Servetime servet katma planları yaparken ve de bu &#8220;el öpenlerin çok olsun&#8221; nedemektir diye düşünürken, annem hepimizi kahvaltıya çağırdı. Sonra nasıl oldu bilmiyorum ama mahalle arkadaşlarım ile bayram harçlığı peşine düştük. İstihbarat sağlam idi. Kim şeker verir, kim para verir, ve en önemlisi kim evinde misafir eder ve adam gibi ikramda bulunur hepsini biliyorduk. Çete gibiydik mahallemizdeki her eve gidiyorduk. İçimizdeki hırslı arkadaşlar tüm istanbul&#8217;u gezeceklerini söylüyorlardı. En güzeli nereye giderseniz gidin bu geleneğin herkes tarafından biliniyor olmasıydı. Bunun faydasını bayramın ikinci günü anlayacaktık.<br />
</em></p>
<p><em>İlk gün tüm akrabalarımın ve komşularımın bayramını kutladık. Ardından servetimizi yokladık ve zengiliğimizi katladık. Bir çocuk için harcayabileceği kadar para sahibi olmanın nedemek olduğunu bilemezsiniz. Süper limitsiz harcama hakkı. Bayramları seviyorum. Bayramların bir diğer özelliğide mezar ziyareti sanırım. İnsanın cennete giden yakınlarını ölünce hatırlaması çok ilginç bir şey. Benim hiç tanıyamadığım dayım için mezarlığa gittik. Orada mahalle bakkalımız Rıza amca&#8217;nın kaçak oğlu Talha abi ile karşılaştık. Dedem kendisine nasihatte bulundu. Rıza amca&#8217;nın çok pişman olduğundan söz etti. Ve elini öpmesini istedi. Talha&#8217;da çok pişman görünüyordu. Sonuçta başka kimsesi yoktu bu dünyada. Dedem&#8217;in elini öptü ve dedem de ona &#8220;el öpenlerin çok olsun&#8221; dedi.</em></p>
<p><em>Mezarlık ziyaretinden sonra yine çete ile buluştum. Bu sefer ganimeti yemek için atari salonlarına gitmiştik. Geri dönecek parayıda yiyince yürümeye karar verdik. Sonra bir arkadaşımın aklına süper bir fikir geldi. Nedense başka mahalledeki evlerin kapısını çalmazdık. Sanki bir mıntıka sahası var gibiydi. Ama böyle bir kural varsa bile yıkma zamanıydı. Çünkü eve dönüş yolu uzundu ve bizim hiç paramız kalmamıştı. Kaç kapı gezdiğimizi hatırlamıyorum ama yol parasını böyle denkleştirdik. Bayramda çocuk olmak ne güzel şey yahu. </em></p>
<p><em>Biz insanları hatırladığımız için mutluyduk, insanlarda hatırlandığı için. Bunu mahallenin yalnız ihtiyarı Fincan nineyi ziyaret edince farkettim. Kimse oraya gitmek istemiyordu, çünkü evi çok sapaydı ve sadece şeker veriyordu. Ama arkadaşları bir sürü vaat ile kandırdım. Oraya topluca gidince kadının yüzündeki ifadeyi görmeliydiniz. Çok mutlu oldu, bizi içeri buyur etti. İçeri girdiğimizde büyülü bir dünya ile karşılaşmış gibi olduk. Annelerimiz, ninenin eli ayağı tutmadığı için yaptıkları baklava, yaprak sarması ve çörekler  yapmışlardı. Orada yaklaşık bir saat kadar kaldık. Bize çocukken Atatürk&#8217;ü gördüğünü söyledi. O&#8217;nunla ilgili anlattığı hikayeleri pür dikkat dinledik. Meğerse nine nekadar bilgili bir insanmış. Ona &#8220;el öpenlerin çok olsun&#8221; nedemek diye sordum. El öpmenin bir büyüklük göstergesi olduğunu. ve bükemediğin eli öpeceksin atasözünü hatırlatarak, eli öpülenin büyüklüğünün kabulu olduğunu ve bu söz ile dilenen şey büyük bir insan olmamız olduğunu  söyledi. Oradan ayrılırken hem O çok mutluydu hem de biz.<br />
</em></p>
<p><em>Oradan ayrılınca, kola almak için Rıza amca&#8217;nın bakkalına gittik. Rıza amca yerine karşımızda Talha&#8217;yı bulduk. Çok mutluydu ve bizden kola için para istemedi zaten bizde ısrar etmedik.</em></p>
<p><em>Bayramın son günü ise, tüm mahalleli pikniğe gittik. Ve ızgaralar, toplar muhabbet şamata çoook ama çok eğlendik.<br />
</em></p>
<p><em>El öpenleriniz çok olsun!</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ikikalasbirheves.com/2010/01/hikaye-nerede-o-eski-bayramlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hikaye: Sevmediğimiz Davranışlara Karşı Çözümler</title>
		<link>http://ikikalasbirheves.com/2010/01/hikaye-sevmedigimiz-davranislara-karsi-cozumler/</link>
		<comments>http://ikikalasbirheves.com/2010/01/hikaye-sevmedigimiz-davranislara-karsi-cozumler/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 Jan 2010 11:39:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>HasanOzgan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ikikalasbirheves.com/?p=27</guid>
		<description><![CDATA[Yaşlı bir adam mahallesinde futbol oynayan çocukların sesinden çok rahatsızmış. Çocukları durdurmak için yanlarına gitmiş ve şöyle demiş;
- &#8220;Çocuklar, bir dakika harika futbol oynuyorsunuz. Hergün burada oynamanız karşılığında size 1 lira vereceğim.&#8221;

Bu teklifi duyan çocuklar çok sevinmiş. Hem sevdikleri birşeyi yapacaklarmış hem de üzerine para alacaklarmış.
Aradan bir hafta geçmiş ve yaşlı adam tekrar çocukların yanına [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yaşlı bir adam mahallesinde futbol oynayan çocukların sesinden çok rahatsızmış. Çocukları durdurmak için yanlarına gitmiş ve şöyle demiş;</p>
<p><em>- &#8220;Çocuklar, bir dakika harika futbol oynuyorsunuz. Hergün burada oynamanız karşılığında size 1 lira vereceğim.&#8221;<br />
</em><br />
Bu teklifi duyan çocuklar çok sevinmiş. Hem sevdikleri birşeyi yapacaklarmış hem de üzerine para alacaklarmış.</p>
<p>Aradan bir hafta geçmiş ve yaşlı adam tekrar çocukların yanına gelmiş. Oynadıkları futbol karşılığında verdikleri parayı az bulduğunu itiraf etmiş ve onlara verdiği 1 lirayı 3 liraya çıkartmış. Tabii çocuklar bu duruma çok sevinmişler.</p>
<p>Bir hafta sonra adam para vermeyi aksaltmaya başlamış ve birkaç gün sonra para vermeyi komple kesmiş. Çocuklar adamın kapısına dayanmışlar ve hakları olan parayı istemişler. Adam onlara para verecek durumu olmadığını söylemiş ve çocuklar bu duruma isyan etmiş ve şöyle demiş;</p>
<p><em>- &#8220;Para yoksa futbol da yok! &#8220;</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ikikalasbirheves.com/2010/01/hikaye-sevmedigimiz-davranislara-karsi-cozumler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
