İki Kalas Bir Heves
"Hayat bir oyun, biz de küçük aktörler. Her oyun biter, aktörler de kaybolur gider…"

Gianina Carbunariu ile Oyun Atölyesi

“Yeni Oyun Yeni Tiyatro” proje kapsamında Gianina Carbunaria katılımıyla 3 gün sürecek bir atölye’ye katıldım. Atölyeden birkaç izlenimim iletmek istiyorum. Öncelikle Gianina, katılımcılara bir soru yöneltti.

Sizin tiyatronuzun ne yapmasını istiyorsunuz. Bir kelimeden oluşan ve her kelimenin bir karta yazılacağı, toplamda 3 tanım istedi. Sonra herkesin yazdıkları toplandı ve bir yere konuldu. Ve tüm katılımcılar beğendikleri kendileri dışındaki diğer tanımlardan toplamda 3 karta artı işareti ve bir kartada eksi işareti koydular.

Benim bir oyunda insanlara vermek istediklerim şunlar aslında.

Eğlence:

Tiyatro ile yeni tanışan kişilerin, sevebilecekleri bir oyuna gitmesini hep önermişimdir. Bazı oyunlar gerçekten, ilk kez tiyatroya giden birini tiyatrodan soğutabiliyor. Bu sebeple, hedef kitlesine göre eğlenceli olmalıdır.

Şaşırtmak:

Diyalogtan çok, öykünün kurgusuyla ilgilenen biri olarak, süprizi olan ve iyi kurgulanmış oyunlar yazmak isterim. Bugün yazılan bir oyunu diğer dillere çevirdiğimiz zaman, estetik diyaloglar yok olabiliyor. Bu sebeple bence tiyatroda öykü çok önemli. Tabii öyküyü tamamlayan yan öğeler, dramatik nesnede cabası.

Kurcalamak:

Tiyatroda en önemli kural, ana tema ve karşıt temayı çatıştırarak karakterlerin ilişikileri ile öyküyü derinleştirmek, ana tema karakterinin değişimi ve final ile sonlandırmak gerekir. Durum böyle olunca, tema çok önemli bir hal alıyor.  Genelde temalarımda bir konuyu kurcalamak ona farklı bir açıdan bakmayı seviyorum.

Aldığım diğer notlar ise şöyle;

Tiyatroda bir oyunu;

  • Tema yönlendirebilir
  • Hikaye yönlendirebilir
  • Karakter yönlendirebilir
  • Dil (Uslüp) yönlendirebilir.  (Dilden kasıt dialog değil!)

Bir diğer nokta ise tiyatroda ne söylediğimiz değil, nasıl söylediğimizimiş.

Yurtdışındaki tiyatro yazarları, bir metni okuduklarında ilk 10 sayfaya göre oyuna devam edip etmemeye karar veriyorlarmış. Bu da merak unsurunun önemini ortaya çıkarıyor. Dialoglar kısa ve net cümlelerdene oluşması gerekiyor.

Son olarak bugün tiyatroda, yabancı birine oyunu anlatınca tiyatroda dilin ne kadar yavan olduğunu gördüm. Önemli olan iyi bir öykü. Eğer kurgu ve tema iyi ise hangi dile çevrilirse çevrilsin eser bozulmamış oluyor.

Yeni Metin Yeni Tiyatro – Oyun Atölyesi

Emre Koyuncuoğlu ile çağdaş tiyatro oyunları üzerine;

İlk gün Emre Hanım ile, çağdaş tiyatro üzerine oyun çözümlemelerinde bulunduk. Aşağıda konuşulanların deşifre edilmiş bir hali bulunmaktadır. Yanlış deşifreden oluşan sürçü lisanlar için affola!

Söyleşi sırasında bahsi geçen çağdaş metin yazarları ve oyunları;

  • David Harrower (Karatavuk)
  • Caryl Churchill (Çok Uzakta)
  • Harold Pinter

Tiyatroda;

  • Estetik fikrini oluşturan yazar, gerçekleştiren yönetmendir.
  • Birşeye farklı açılardan bakma şekli konseptir.
  • Mekan seçimi önemlidir. Çağdaş tiyatroda mekan, genelde karakterlerin hesaplaşacağı çatışmanın doruk noktası olan yerde yapılır.

Metin;

  • Kurgu seyriciye, hem yakın hem de yeni gelmelidir.
  • Oyunun, seyirciyi sıkmaması gerekir.
  • Oyunun, seyirciyi meraklandırması gerekir.
  • Hiçbir hareket nedensiz olamaz.
  • Durumu anlatan diyalog, tiyatro için çok önemlidir.
  • Çağdaş tiyatro metninde noktalama işaretleri çok önemlidir.

Diyalog;

  • Mekan her zaman diyaloğu etkiler.
  • Yazar diyalogları yazarken, bilinen bir sona göre değil, bulunduğu anı dikkate alarak yazmalıdır.
  • Hamle ve savunma ritmini diyalog belirler. (metinsel hareket)
  • Noktalama işaretleri, oyuncu ve yönetmene karakter ve durum hakkında fikirler verir.
  • Karakterleri oluşturan tüm özellikleri diyaloglarda görmek gerekir.

Yazar;

  • Birşeye bakış açısı getirip, yeniden düşünmeyi sağlamalıdır. Önyargı ve yargıları değiştirmeye çalışmak yerine yeniden düşünmeyi sağlamalıdır.
  • Yazar bir kelime, bir harf yazdıysa o bir bilgidir. Onun muhakkak bir nedeni vardır.
  • Yazdıklarını sahne üzerinde duymalı ve görmelidir. Görselleştirerek yazmayı denemek gerekir.
  • Yazılan şeyleri yüksek sesle okumalıdır ki, aksayan, sırıtan diyalogların üzerinden geçebilsin.
  • Hareketin kendisinde hikaye vardır. Yazar diyalog, kurgu ve konsepti ile bir bakış açısı getirir.
  • Oyun yazarken korkmamalı, kendi otosansürünün nerede başladığını bilmelidir.
  • Problemi görüp, seyirciyi olabildiğince taraflara çekerek tema ve karşıt temanın güçlü olmasını sağlayarak, taraflara bölebilir.

Şiir: Yazmak İstiyor Canım!

Bu pazar, bir sabahçı kahvesinde güne merhaba demek
Ve senin hoşlanmıyorum söylerini yeniden kulağımda işitmek
Hamdi ustanın acı kahvesini içmeye çalışırken,
Akla gelen büyük sözlerin yazılı olduğu kağıda,
40 yıllık hatırları boca etmek
AH be güzelim, sen istemesende dünyaya seni sevdiğimi söylemek
Neden beni sevmediğini düşünmek
Herşeye rağmen seni çooook ama pek çok sevmek
Kaderimin bana yaptıklarına aldırış etmeden, bebekler gibi gülebilmek
Güneşe benzeyen yüzüne bakarken bak! gözlerim ne kadar ürkek
Yüreğimin en güzel yerinde gizli bir bahçede seni gizlemek
Aşkım bir yarım elma iken rengini eflatuna çevirmek
Vazgeçeceğimi söylesemde,
Dünyanın en kötü rollerini sana karşı sahnelesemde
Yazmak istiyor canım,
Tek tesellim imkansız bir aşkın kelimelerinde seni hissetmek.

Şiir: Saat Kulesi’nde Yaralı Güvercin

6700_99092619513_575464513_2063564_809859_a

İzmirdeyim saat kulesine karşı bir bankta
Sigaramı yakmış sevgiliyi beklerken zaman hızla akmakta
Ne zaman geleceğini sorguluyorum kafam biraz bozuk bu duruma
Güvercinler yem aranmakta, tam karşımda
Beyaz bir güvercin görseniz ne sevimli etrafına caka sata sata
Aranıyor körfezin meltemine karşı saat kulesi etrafında
Takip etmeye başladım ne şımarıklıklar ne nazlar yapmakta
Merak ettim doğrusu bu sevimli yaratık neden böyle davranmakta
Rıza amca sattığın şu yemlerin tabağı kaça?
Çok pahalı değilmi rıza amca 3 lira?
Anlaşılan karınlarını doyurmak bugün de bize nasip olacakta
İnatçı Rıza amcayı ikna etmek zor oldu 2 liraya!
İlk tabağı etrafıma döktüm, hepsi konuverdi yanı başıma
Ben çocuklar gibi şen oldum bu manzara karşısında
Ama bizim beyaz güvercin gururlu, hiç oralı olmuyor bu duruma
Hmm durumu anladım sanırım; bizim ki, aşık olmuşta,
Ondan böyle mutlulukla karışık nazlı edalı dolanmakta
Aşık olduğu Kumru, O’nu farketmiyor bakın şu namuzsuza
Elime biraz yem alıp gittim yanlarına usulca,
Bakarsınız yardımı dokunur derken, bu çifte kuşlara,
Uçuverdi birden bizimkinin sevdiği kumru acımasızca,
Beyaz güvercin şaşkın olmakla birlikte bana çok kızmakta,
Öyle bir bakışı vardı ki, üzüldüm yaptıklarıma
Tam bizimki neden uçmadı diye sorgularken kafamda,
Kanadı kırık bir kuşun acısı yüreğimi dağlamakta
Kuş bir bana bakıp, bir de uçan sevgiliye bakıp ağlamakta
Elimi uzatıp af diledim ama nafile çabalarımdan sonra
Yeniden bıraktım O’nu saat kulesi meydanına
Ve ben yeniden oflaya puflaya
Sevgiliyi bekliyorum saat kulesine karşı bir bankta!..

Hikaye: Yaşamın Kıyısında (Aşk Üzerine Genellemeler)

Hayat, aslında kimseye ne iyi ne de kötü yönünü gösterir. Hayatı bize iyi, güzel yada çirkin gösteren kalptir. Hangi yönden bakmak istersek beynimiz algılarımızı bu yönde tetikler. Bu demektir ki, duyguları ve ruh halimizi yönetmek mümkündür. İsterseniz önce örnek vakamıza bir bakalım.

Yusuf kültürlü, hayat dolu ama kekeme bir gençtir. Sınıf arkadaşı Zeynep’i görür görmez “İşte bu o kadın!” diyerek gönlünü kaptırır. En sonunda cesaretini toplayıp duygularını açar,  fakat bir olumlu bir cevap alamaz. Yusuf her fırsatta aşkını kanıtlamaya çalışır. Sırf O’na olan aşkından kekemeliğini yener. Hemde inanılmaz kısa bir süre içinde bambaşka birine dönüştüğünden bitmek bilmeyen bir umut vardır içinde. Kekemelik derdi yüzünden yıllarca insanlarla konuşmaktan ve boş muhabbetlere girmekten kaçan Yusuf, söylemek istediklerini hep yazıyla dile getirmiştir. Bu yüzden duygularını sözlü ifade etmekte zorluk çeker. Bu durum ortam içinde komik duruma ya da anlaşılmamasına sebep olmuştur. İyi bir gözlemci ve uygulayıcı olduğunundan kısa sürede bununda üstesinden gelecektir fakat Zeynep, Yusuf’un bu değişimini görmek istemez. Yusuf üsteledikçe Zeynep’in O’na olan ön yargısı daha da artar. Zeynep’in sınav stresinden dolayı canının çok sıkıldığını gören Yusuf, adını gizleyerek sadece içinden geldiği için sıradışı bir süpriz hazırlar. Zeynep’i mutlu etmek için hazırladığı süprizler de bilir ki, adını verirse Zeynep yine önyargı ile bakacaktır. Bu yüzden adını gizli tutar. Olaylar hızla ilerlerken, sürekli kendisini tersleyen Zeynep’in hareketlerine çok yorulan Yusuf en sonunda anlar ki, ağzı ile kuş tutsa dahi Zeynep’in kendisi ile ilgili önyargılarını asla kıramayacaktır. Bu yüzden kendisinden çok sevdiğini, yüreğinden azat etmeye karar verir..

İşte tam bu noktada başlıyor, akıl oyunları. Yusuf önce bunu yapmakta zorlanır. Sürekli aklında ve gönlünde yaşattığı bir umut vardır. Sonra anlar ki, aşk bu kadar zorlamalarla olmaz, iki kişinin ahenkle duygusal dansıdır Aşk ve kendisi bu tek kişilik şova bir son vermelidir. Çünkü dışarıdan gayet gülünç görünmektedir. Böylece umudunu öldürür. Şimdi hayatını nasıl düzene sokacağına sıra gelmiştir. İnsanın algılarını ve kararlarını denetleyen kontrol eden 2 organ vardır. Kalp ve Beyin!. Bu iki organı biraz kurcalamak gerekir. Bunu medya zaten yıllarca bize karşı kullanmaktadır. Bardağın yarısı dolu hikayesini hatırlayın.

Kalp acısını dindirmenin yolu, beklentilerini düşürme yoluna gitmekten geçer. Mesela Yusuf “mutlu bir yuva kurma” beklentisini, “kekemeliği yenme” beklentisi ile değiştirse yaşadığı şeyin neticesi daha pozitif bir hâl alacaktır. Böylece bu ilişkiden öğrendiği ve hayatına aktardığı şeyleri diğer beklentiler ile değiştirir. Bu biraz, önce ok atıp sonra hedef tahtasını okun bulunduğu yere koymaya benzer. Yürek acısına bunu ne kadar çare derseniz, kolay olmayabilir ama kesin bir yöntemdir. Peki ya akıl, sürekli bunları sorgulayan aklı nasıl kandırabiliriz ?..

Sırada kafayı meşgul eden bu ilişkinin, süreçlerini ve hatırlattıklarını birbir beyinde başka birşey ile yer değiştirmesine geldi. Sakın aklınıza, başka bir sevgili bulmak ve koymak gibi bir çözüm gelmesin. Bunu ben pek tavsiye etmem. Bu iki yüzlü bir tavır ve kötü bir fikirdir.

Yaşama baktığımızda, büyük kayıpların ve acıların yerini başka duyguların doldurduğunu görürüz. İnsanoğlunun bu şekilde unuttuğunun kanıtıdır. Yerini hiçbir şey doldurmaz, dolduramaz deseniz de giden birşeyin arkasını mutlaka biri başka şey doldurur. Sadece bunun olma süresi değişkendir. Mesela size O’nu hatırlatan mekan ve bir şarkıyı başka bir anlamla yükleyin. O’ndan sakın kaçmayın! Aklı manipüle etmektek ancak böyle mümkün olacaktır. Hayatınızı yeniden şekillendirmeye ve algılarınızı değiştirmenize yardımcı olan diğer yöntem budur.

Tüm bu uğraşların sonuç vermesi 2-3 hafta içerisinde mümkün olabilmektedir. Yusuf için yapılacak tek şey yaşamına kaldığı yerden devam etmektir. Sabırla kendi kafasında yarattığı hayatın üzerine yeni bir hayat yazılmasını beklemek. Herşeyi akışına bırakarak, sabırla beklemek!…

Şiir: Bir Düşte Gerçek Olmak

Neden bilmem neden!
Bir rüya gördüm gelecekten
Başrolde sen ve ben
Dilim çözüldü birden
Sevgime karşılık beklerken
Bir düşte gerçek olmak,
Neden bilmem neden!
Aklımdan atamıyorum halen
Yüreğim isyan ederken
Suskunluğumu bozuyorum bazen
Korkuyorum yeni aşklara cesaret etmekten
Neden bilmem neden!

Hikaye: Ayrıntılarla Beyni Meşgul Etmek

Juan, motosikleti ile Meksika sınırına gelir. Arkasındaki iki büyük çantayı gören sınır polisi şüphelenir ve içinde ne olduğunu sorar.

Juan, “Yalnızca kum” diye yanıt verince polis, “Aç bakalım çantaları” der.

Juan çantaları açar, polis didik didik kontrol etmesine rağmen kumdan başka bir şey bulamaz çantada! Bununla yetinmeyen polis, gece yarısına kadar kumu her tür tahlilden geçirtir ancak saf kumdan başka bir şey yoktur! Polis, çantalarını Juan’a geri verir ve sınırdan geçmesine izin verir.

Ertesi gün Juan Motosikletinin arkasında iki büyük çantayla tekrar sınırda belirir. Polis Juan’ı gene durdurur, didik didik arar, bir şey bulamaz ve Juan’ı serbest bırakmak zorunda kalır.

Bu olay, polis emekli olana dek yıllarca devam eder !

Bir gün emekli polis Meksika’da bir barda otururken Juan’ın içeri girdiğini görür ve derhal yakasına yapışır;

-”Senin yıllardır bir şeyler kaçırdığından eminim. Çıldıracağım, geceleri uyku uyuyamıyordum senin yüzünden. Lütfen anlat bana ne kaçırdığını. Aramızda kalacağına emin olabilirsin.”

Juan gülümseyerek yanıtlar: “Motosiklet”

Hikaye: Nerede O Eski Bayramlar

Geçenlerde tavan arasını karışıtırırken ilkokul 3. sınıfta kullandığım kompozisyon defterini buldum. Ozaman için böyle şeyler yazdığıma inanamadım. Özellikle; 9 günlük bir bayram tatili öncesi öğretmenimizin verdiği bayramlarda neler yaptığımız ile ilgili kompozisyonu burada sizinle paylaşmak istiyorum. Okuyunca “Nerede O Eski Bayramlar” diyor insan.

Bayramın ilk günü gözlerimi Barış Manço’nun “Bugün Bayram” şarkısı ile açtım. Annem yeni alınan kıyafetlerimi ütülüyordu. Babam ise bayram namazına gitmek için hazırlanmış bizi bekliyordu. Kardeşimle ben banyo faslından sonra şarkıdaki gibi en güzel kıyafetlerimizi giydik ve bir alt katımızda yaşayan dedemide alarak hep beraber camiye gitmek için yola koyulduk. Cami’den çıkışında insanlar bayramlaşmaya başladı. En yakın arkadaşım Ali ve Babası ile karşılaştık. Babam ve Ali’nin babası Mehmet amca bizim küs olduğumu öğrenince çok sinirlendiler. Ve bayramda küslükler olmaz dediler. Ve bizi oracıkta barıştırdılar. Bayramlaşma faslından sonra ekmek almak için, mahalle bakkalımız Rıza amca’nın yanına uğradık. Bayramlaşma ile karışık bir muhabbet başladı. Rıza Amca, biraz sofu bir adam. Oğlunun içki içtiğini öğrenince evden kovdu. Eşi Melek teyze de cennete gidince bu dünyada yalnız kalan Rıza amca bayramda oğlunun yolunu gözlüyormuş. Babam kendisini avuttu. “Gelir kesin gelir meraklanma” diyordu.

Eve gelince hızlı bir bayramlaşma faslı başladı. Ananemin elini öpünce mendil ve şeker verdi ve “El öpenlerin çok olsun” dedi. Babam ve Dedem ise bir miktar para verdi ve onlar da “el öpenlerin çok olsun” dedi. Süper zengin olmuştum. Servetime servet katma planları yaparken ve de bu “el öpenlerin çok olsun” nedemektir diye düşünürken, annem hepimizi kahvaltıya çağırdı. Sonra nasıl oldu bilmiyorum ama mahalle arkadaşlarım ile bayram harçlığı peşine düştük. İstihbarat sağlam idi. Kim şeker verir, kim para verir, ve en önemlisi kim evinde misafir eder ve adam gibi ikramda bulunur hepsini biliyorduk. Çete gibiydik mahallemizdeki her eve gidiyorduk. İçimizdeki hırslı arkadaşlar tüm istanbul’u gezeceklerini söylüyorlardı. En güzeli nereye giderseniz gidin bu geleneğin herkes tarafından biliniyor olmasıydı. Bunun faydasını bayramın ikinci günü anlayacaktık.

İlk gün tüm akrabalarımın ve komşularımın bayramını kutladık. Ardından servetimizi yokladık ve zengiliğimizi katladık. Bir çocuk için harcayabileceği kadar para sahibi olmanın nedemek olduğunu bilemezsiniz. Süper limitsiz harcama hakkı. Bayramları seviyorum. Bayramların bir diğer özelliğide mezar ziyareti sanırım. İnsanın cennete giden yakınlarını ölünce hatırlaması çok ilginç bir şey. Benim hiç tanıyamadığım dayım için mezarlığa gittik. Orada mahalle bakkalımız Rıza amca’nın kaçak oğlu Talha abi ile karşılaştık. Dedem kendisine nasihatte bulundu. Rıza amca’nın çok pişman olduğundan söz etti. Ve elini öpmesini istedi. Talha’da çok pişman görünüyordu. Sonuçta başka kimsesi yoktu bu dünyada. Dedem’in elini öptü ve dedem de ona “el öpenlerin çok olsun” dedi.

Mezarlık ziyaretinden sonra yine çete ile buluştum. Bu sefer ganimeti yemek için atari salonlarına gitmiştik. Geri dönecek parayıda yiyince yürümeye karar verdik. Sonra bir arkadaşımın aklına süper bir fikir geldi. Nedense başka mahalledeki evlerin kapısını çalmazdık. Sanki bir mıntıka sahası var gibiydi. Ama böyle bir kural varsa bile yıkma zamanıydı. Çünkü eve dönüş yolu uzundu ve bizim hiç paramız kalmamıştı. Kaç kapı gezdiğimizi hatırlamıyorum ama yol parasını böyle denkleştirdik. Bayramda çocuk olmak ne güzel şey yahu.

Biz insanları hatırladığımız için mutluyduk, insanlarda hatırlandığı için. Bunu mahallenin yalnız ihtiyarı Fincan nineyi ziyaret edince farkettim. Kimse oraya gitmek istemiyordu, çünkü evi çok sapaydı ve sadece şeker veriyordu. Ama arkadaşları bir sürü vaat ile kandırdım. Oraya topluca gidince kadının yüzündeki ifadeyi görmeliydiniz. Çok mutlu oldu, bizi içeri buyur etti. İçeri girdiğimizde büyülü bir dünya ile karşılaşmış gibi olduk. Annelerimiz, ninenin eli ayağı tutmadığı için yaptıkları baklava, yaprak sarması ve çörekler  yapmışlardı. Orada yaklaşık bir saat kadar kaldık. Bize çocukken Atatürk’ü gördüğünü söyledi. O’nunla ilgili anlattığı hikayeleri pür dikkat dinledik. Meğerse nine nekadar bilgili bir insanmış. Ona “el öpenlerin çok olsun” nedemek diye sordum. El öpmenin bir büyüklük göstergesi olduğunu. ve bükemediğin eli öpeceksin atasözünü hatırlatarak, eli öpülenin büyüklüğünün kabulu olduğunu ve bu söz ile dilenen şey büyük bir insan olmamız olduğunu  söyledi. Oradan ayrılırken hem O çok mutluydu hem de biz.

Oradan ayrılınca, kola almak için Rıza amca’nın bakkalına gittik. Rıza amca yerine karşımızda Talha’yı bulduk. Çok mutluydu ve bizden kola için para istemedi zaten bizde ısrar etmedik.

Bayramın son günü ise, tüm mahalleli pikniğe gittik. Ve ızgaralar, toplar muhabbet şamata çoook ama çok eğlendik.

El öpenleriniz çok olsun!

Hikaye: Sevmediğimiz Davranışlara Karşı Çözümler

Yaşlı bir adam mahallesinde futbol oynayan çocukların sesinden çok rahatsızmış. Çocukları durdurmak için yanlarına gitmiş ve şöyle demiş;

- “Çocuklar, bir dakika harika futbol oynuyorsunuz. Hergün burada oynamanız karşılığında size 1 lira vereceğim.”

Bu teklifi duyan çocuklar çok sevinmiş. Hem sevdikleri birşeyi yapacaklarmış hem de üzerine para alacaklarmış.

Aradan bir hafta geçmiş ve yaşlı adam tekrar çocukların yanına gelmiş. Oynadıkları futbol karşılığında verdikleri parayı az bulduğunu itiraf etmiş ve onlara verdiği 1 lirayı 3 liraya çıkartmış. Tabii çocuklar bu duruma çok sevinmişler.

Bir hafta sonra adam para vermeyi aksaltmaya başlamış ve birkaç gün sonra para vermeyi komple kesmiş. Çocuklar adamın kapısına dayanmışlar ve hakları olan parayı istemişler. Adam onlara para verecek durumu olmadığını söylemiş ve çocuklar bu duruma isyan etmiş ve şöyle demiş;

- “Para yoksa futbol da yok! “

Öykü Kalıpları (Story Pattern)

Bir önceki yazım da matematik ile öykü arasındaki bağlantıdan söz etmiştim.  Aslında öykü’yü oluşturan şeylere bakacak olursak şunları görürüz;

  • Tema (anlattığımız dert)
  • Karşı Tema (çatışmayı yaratacak etkendir. güçlü olmalıdır)
  • Konu (olayın geçtiği yer ve olaylar örgüsünü ana aksıdır)
  • Karakterler
  • Olaylar örgüsü

Yukarıdaki şeylere bir ekte ben yapmak istiyorum. Kalıplar

  • Kalıplar

Kalıplar, olaylar örgüsü veya yan hikayer için ana akslardır. Örneğin “iki kemik bir köpek” tüm bir öykünün ana aksı olabilir. Bu şu anlama gelir. “İki adam bir kadın için” tüm öykü bu hikaye üzerine kurulacabileceği gibi yan hikayede olabilir. Kalıpları iyi algılamak ve bunları dökümante ettiğimizde görülecek ki, aslında birçok öykü bu kalıplar üzerine kurulmaktadır. Bir önceki yazımda bir baba ve oğul hikayesinden söz etmiştim.

Alıştırma:
İzlediğiniz film ve tiyatro oyunlarında veya okuduğunuz kitapları bir düşünün ve aklınıza gelen öykü kalıplarını burada bizlerle paylaşın! Bu öykü yazarı için iyi bir alıştırmadır. (İpucu! 12 mitolojitanrısına ait hikayeler iyi bir çıkış noktası olabilir.)